Algı EğitimiDünyayı nasıl algılıyoruz? Algı sözcüğünün anlamı nedir? Bir şeyi algıladım demek, ne anlama geliyor? Görmek, işitmek, tadını almak, kokusunu duymak vs. ve bunları birleştirerek düşüncelerimizi oluşturup yorum yapmakla ve hatta bu yorumların üzerine yeni duyumları ekleyip, genişleterek ulaştığımız sonuç ne oluyor? Sorularımız daha da fazlalaştırılabilir…Dünyayı nasıl görüyoruz? Baktığımız yerde kimimiz arabaları görürken kimimiz sadece çocukları ya da çiçekleri görebiliyor… Bir odadan çıktıktan sonra yanımızdaki kişi duvardaki tabloyu en ince ayrıntısına kadar anlatıyor ve odada konuşulanlardan bir başkasının daha önemli görerek dinlediği konuları hatırlayamayabiliyor… Hepimiz aynı nesneleri görüyoruz ve aynı sözleri duyuyoruz… Bir konferanstan sonra tüm dinleyiciler aynı şekilde düşünüp aynı yorumu yapmıyorlar. Çevremizdeki kişilere bir film hakkındaki fikirlerini sorduğumuz zaman çok farklı yorumlar alıyoruz. Bir odada oturan on kişiden ‘ağaç’ resmini yapmalarını istesek karşımıza on değişik ağaç, yani on değişik resim çıkacaktır. Çok açık ve seçik bir şekilde bütün insanların aynı şeyleri gördüğü ve işittiği halde olaylara farklı bir düşünce tarzı ile farklı bir yorum getirdiklerini görüyoruz. Aynı sıcaklıktaki oda neden bazılarımıza sıcak bazılarımıza serin gelebiliyor?

Neden farklı HİSSEDİYOR ve DÜŞÜNÜYORUZ? Neden farklı YORUMLUYORUZ? Belki de soruyu şöyle sormak daha uygun: Neden farklı ALGILIYORUZ? İşte cevabı hala aranan bu soru 2000 yılın üzerinde, felsefecileri meşgul etmiştir… Düşünce tarihimizde örneğin; Aristoteles’in, zihnimizde bulunan her şeyin duyularımızdan geldiğini ve bildiklerimizin temelini dış dünyamızda gördüğümüz şeylerin oluşturduğunu, söylediğini görüyoruz. Duyularla var olmayan bir şey bilinçte de var olamaz, Aristoteles’e göre. Ancak gruplandırma ve sınıflandırma gibi doğal bir yeteneğimiz de bulunmaktadır. Duyularımız olmasaydı algılayamayacak ve zihnimiz de boş kalacaktı. İngiliz düşünürü Locke beynimizin boş bir levha olarak dünyaya geldiğini söylemiştir. Duyu verileri olmasaydı aklımızda hiçbir şey olmazdı.

Algı EğitimiDuyularımız da eşyanın birincil ve ikincil niteliklerini yansıtır. Birincil olan madde, hareket, biçim ve sayı gibi niteliklerde duyularımıza güvenebiliriz. İkincil nitelikleri de duyularımızla algılarız ancak bunlar gerçek nitelikleri yansıtmaz, insandan insana değişir.Hume ise tamamen duyularımıza güvenmemizi ve temelde sadece duyularımızın verilerini algımıza esas aldığımızı söylemiştir. Alman düşünürü Kant tüm düşünce kalıplarımızı doğuştan getirdiğimizi söylemiştir. Bir şeyin kendini değil, görünüşünü bildiğimizi söyleyerek Kant, ‘şeyin kendisi’ ile ‘şeyin görüneni’ arasına kesin bir ayrım koyar.
Algıladığımız şeylere göre bilincimizi şekillendirirken aynı zamanda şeylerin de bilince göre biçimlendiğini ifade eden Kant, ezelden var olan düşünce kalıplarımız olduğu gibi neyin yanlış neyin doğru olduğunu belirleyen bir us’a da sahip olduğumuzu belirtiyor. Bugün hala bu konular üzerinde her bilim dalı kendi üzerine düşen açıdan araştırmalarını sürdürmektedir. Beynimizin muhteşem yeteneklerini nasıl kullandığımızı hala felsefeciler ‘DÜŞÜNÜYORUM ÖYLEYSE VARIM!’ dan öteye ‘HİSSEDİYORUM ÖYLEYSE VARIM!’ ve ‘SEZİYORUM ÖYLEYSE VARIM!’ diyerek açıklamaya çalışıyorlar.

Düşünme olayında neden-sonuç bağlantısı bizim sonradan kazandığımız bir yetimiz midir, yoksa bu yetimizi doğuştan mı getiririz? Zihin yapımız doğuştan belli bir kapasite ve/veya potansiyel olarak var mı? Dünyayı nasıl görüp, işitip, kokusunu hissedeceğimiz ya da yiyeceklerin tadını nasıl algılayacağımız önceden zihnimizde bir ‘ALGI SİSTEMİ’ olarak hazır mı bulunur? Dışarıdan gelen tüm uyarıları biz farkında olsak da olmasak da alıyoruz… Duyduğumuz her ses örneğin; araba sesi, çocuk sesi, tv veya müzik tüm sesler zihnimize değerlendirilmesi ve yorumlanması için bir uyarı olarak gidiyor. Gördüğümüz her şey aynı şekilde zihnimize değerlendirilmesi ve yorumlanması için bir uyarı olarak gidiyor. Kalbimizin sesini işitmemizden tutarak buzdolabının çıkardığı ses bizim için birer uyarı oluyor. Hatta kulağımızın duyamayacağı kadar kısık olan ve uzun süre devam eden sesler bizi strese hazırlayacak bir faktör niteliğini taşıyabiliyor. Konferansı dinleyen bir dinleyici aynı anda salonun dışından gelen seslere de açıktır.

Algı EğitimiBir yaz günü ve pencereler açıksa şehrin kendine has sesi de salonun içine dolar. Salonun içinde öksüren, hapşıran, kalemiyle oynayan, sayfaları çeviren ve benzeri durumları yaşayan insanlar da olacaktır. Bu tanımladığımız durum sınava giren öğrenciler için de geçerlidir. Sınav salonunda değil öksürme, bir başka öğrencinin ayakkabısının çıkardığı ses ya da kalem sesi bile öğrenciyi rahatsız edip, dikkatini dağıtabilir ve bu uyarı öğrencinin ‘ALGI’ ve ‘YORUM’ sistemini tamamen olumsuz olarak etkileyebilir. Öksürük sesi ile uyarılan ve dikkati o yöne çevrilen öğrenci odaklandığı konudan yani önündeki sınav kağıdından kopabilir ve algı farklı çalıştığı için düşüncelerdeki kopukluk yani dikkatini önündeki sorulara ve zihnindeki bilgilere yoğunlaştıramama yüzünden strese girebilir ki bu da sınırlı olan zamanın da giderek kaybolmaya başladığı kaygısıyla, kuvvetlenebilir. Peki bu durumu yaşayan öğrenciler için herhangi bir yardımla bu sorunu azaltmaları mümkün müdür? Bir felsefeci olarak, buradaki potansiyelin eğitimde kullanma olanağının çok yüksek olduğunu görüyorum. Eğer her türlü yetimiz önceden zihnimizde hazır bir potansiyel olarak bulunuyorsa bu potansiyeli en üst noktasına kadar kullanmamız için bir takım zihin geliştirme tekniklerini uygulayarak zihnimizi geliştirmemiz mümkündür. Zihnimizde potansiyel olarak hazır değil de sonradan giderek kazanıyorsak gene aynı şekilde, zihin geliştirme teknikleri zihnimizi geliştirmemiz mümkündür.


Felsefecilerin yıllardır araştırdığı ve cevap aradığı sorulardan biri olan bu sorunun cevabı hangisi olursa olsun bugün zihin geliştirme yöntemlerinin sadece çocuklara değil yetişkinlere de yararlı olduğu görülmekte ve zihin geliştirme ya da zihni en üst değerinde kullanabilme teknikleri giderek çoğalmaktadır. İşte bu tekniklerden biri de 1960 yıllarında inşa edilmeye başlayan ‘BERARD YÖNTEMİ’dir.Danışmanlığımızda verilen Berard AİT Eğitimi ile işitsel algının keskinleşmesiyle diğer algıların da keskinleştiği uzun yIllar boyunca verilen eğitim sonuçlarına dayalı raporlarda kanıtlanmıştır. Berard, gene uzun yılların araştırma ve tecrübesi ile en yüksek verimin alınacağı sayıyı 20 ve süreyi de yarım saat olarak belirlemiştir.

Algı EğitimiBu çalışmalar ve takibi uzun yıllar almıştır. Dinletiler sırasında nelerin yapılacağı ya da yapılamayacağı veya dinletilerden sonra neler yapılmaması gerektiği deneklerin uzun yıllar takibiyle ortaya çıkarılmıştır.

Müziğin işlenmesi ve süzülmesi gibi teknik detaylar uzun çalışmaların sonucudur. Dinletilerin tam 20 defa olarak tespit edilmesi de uzun bir süreç olmuştur. Kendi programladığı cihaza uygun olarak alınan verimin kalıcı olması için tam kaçıncı dinletide durdurulması gerektiği hem zaman hem de denek gerektirmiştir. Berard Yöntemi, dünyada, alanında isim yaparak Berard AİT markası ile onbinlerce kişiye hizmet vermiş olup 2004 yılından bu yana kapsamlı olarak Türkiye’de de hizmet vermeye başlamıştır. Eğitim Programımızın 2. bölümünde ise uygulamalarımız görsel-işitsel ve bedensel-duygusal (motorik) dediğimiz kinestetik öğrenme uygulamaları ile devam etmektedir. Böylece öğrencimiz kendi öğrenme yolunu en üstün seviyede kullanabildiği gibi diğer alanlarda da öğrenme kapasitesini en üst seviyeye çıkarır.

Sizi Arayalım

Ücretsiz bilgi almanız için sizi arayalım!